2 Kasım 2011 Çarşamba

Gölgeler -II-

Ilık bir gecede elele tutuşuyorlardı. Hiç konuşmadan gökyüzüne bakıyorlar, yıldız kaydığında heyecanlanarak en içten şekilde dilek tutuyolardı. Pek de umutlu değillerdi açıkçası ama şansları yaver gitmişti yinede. Polisler karşı daireyi basmadan önce küçük sırt çantalarına bir- iki giysi koyabilmişlerdi. 
Winter, Valentus'la çekildiği ve çerçevede duran en sevdiği fotoğrafı orada bırakmaya yüreği elvermedi. Bir süre fotoğrafa baktı. Sonra özenle çantasına yerleştirdi. Kıyafetler dışında tek kişisel eşyası buydu.
Valentinus ise karısının ona doğum gününde hediye ettiği altın kol düğmelerini göğüs cebine yerleştirdi. Özel bir davet olduğunda bunları mutlaka kullanırdı. Ama şimdi özel bir davete gitmiyorlardı, kaçıyorlardı. Olabildiğince uzak bir yere!
Sonunda küçük ama güvende olabilecekleri bir yer bulabilmişlerdi. Burası eski ve çok fazla müşterinin gelip konaklamadığı bir moteldi. Winter'ı bilemezdi ama adam için böylesi daha iyiydi.
Oda ufak ama temizdi. Rutubette olmadığına göre bir sorun yoktu. Bir de bunların üstüne astımı tutmuştu çünkü Valentinus'un. 
Adam sordu: "Biraz yürüyelim mi?" Olabildiğince neşeli bir tonda söyledi bunu. Başka türlü bu kasveti nasıl dağıtabilirdi ki? 
Winter da ona uymak istercesine gülümseyerek başını salladı. Ama bu gülümseyiş o kadar yorgun ve acı doluydu ki! Adam kadını öptü ve elini sımsıkı tuttu. O sırada aklından şunları geçirdi: "Bu kaçış nereye kadar devam edecek? Cehennemde mi duracağız?" Ama yüzünü buruşturmadı ve bu düşüncesini karısına belli etmedi. Ve dışarı çıktılar.
Gözlerini sımsıkı kapayan kadın dilek tuttuktan sonra ani bir kararlılıkla döndü ve ekledi: "Evet. Sanırım son durağımız cehennem!"
Bu söz üzerine adamın gözleri irileşti. Hayretle kadına bakıyordu. 
Aklından geçenleri mi okumuştu? Saçmalık!
Ama o, kendi kendine sorduğu soruyu onaylarcasına cevaplamıştı. Bu nasıl olabilirdi? Bir sağlıklı düşünebilse ah düşünebilse!
"Neden bu kadar şaşırdın? Sadece aklından geçen soruya yanıt verdim!" Bir anda kendi sözcüklerinden irkildi. Adam da öyle. Birbirlerinin yüzlerine bakıyorlardı şimdi. Valentinus bir an kaygısının yersiz olduğunu düşündü. Bu karısı Winter'dı sonuçta. Peki bu neydi? Senelerdir gizli kalmış bir yetenek mi? Yoksa bir anda gökten zembille mi inmişti? Aklından gülünç bir şey de geçirdi: "Yoksa yanımdaki Winter'ın kılığına bürünmüş bir uzaylı mı?" Sinirlerine hakim olamayıp gülmeye başladı.
Bir anda kadın tiz bir çığlık attı. Elini adamın elinden hızla çekti. Hıçkırıklarının arasından kesik kesik şu sözcük seçiliyordu: "Tanrı aşkına durdur şunu! Beynim patlayacak sanki!"
Birden gülmeyi kesip onun ellerini sımsıkı kavradı. Tek kelime etmeden gözlerine sevgiyle baktı ve kadın biraz daha kendini iyi hissetmeye başladı.
Birbirlerine sarıldılar. Winter kocasının kulağına "Bu nasıl oldu bilmiyorum hayatım. Yemin ederim bilmiyorum! Kafanın içindeki soruların bitmeyeceğini ve bir anda beynimin kulağından akacağını sandım!"
"Biliyorum sevgilim. Artık üzülme." derken aklından bir düşünce daha geçti. "Aynı şeyi bende yapabilir miyim?"
Fsıldayarak cevap verdi: Denemen gerekiyor Valentinus.
"Deneyeceğim" dedi. Ama nasıl?
O bunları düşünürken Winter sıçradı. Gözbebekleri korkuyla büyüdü.
"Geliyorlar sevgilim!"
"Bunu nasıl hissettin?"
"Bilmiyorum dedim ya! Ama bana güven. Odaya geri dönmeliyiz!"
Güveniyordu ya. Hem karısına güvenmeyecekti de kime güvenecekti? Ona tapıyordu. Kuşkusuz ki kadın da ona.
"Winter?" 
"Efen ..." Bir dakikadan kısa öpüştüler. O süre içinde vücutlarında sonsuz bir mutluluk ve enerji hissettiler. Taptaze bahar havasını ciğerlerine çekmek gibi. Ne var ki onlar yaklaşıyorlardı. "Seni seviyorum" dedi Winter. "Her şeyi seninle göğüs gerebilirim." 
Valentinus kendini kadına bıraktı. Sözcüklere dökmeye gerek duymadı duygularını. "Seni seviyorum Winter!"
Bir an ormanda kaybolmuş küçük bir çocuk gibi hissetti kendini. Ama mutlu, bir yandan da başına gelecekleri kestirmeye çalışan küçük bir çocuk.
Odaya girdiler. Beklemeye koyuldular.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder