24 Temmuz 2011 Pazar

Girdap

Yağmur durmadan yağıyordu. Jane'in umutları da, yağan yağmur taneleri gibi soğuk asfalta çarparak dağılıyordu. Koşturan insanlara pencereden baktı. Bu telaşın, karmaşanın içinde yapayalnız hissetti kendini. Bir adım gerileyerek döndü, gözü komidinin üzerindeki çerçeveye ilişti.
Gülümsüyordu her ikisi de. Güzel bir bahar gününden kalma, mutlu bir fotoğraf karesi.
Sadece görüntüden ibaret, diye geçirdi içinden. Sık sık, hayatın sadece "an"lardan ibaret olduğunu unuturdu. Sonrası yok.
O gittiğinden beri, kalbindeki ağırlık hiç azalmadı. Yarımdı. Her kahkahadan sonra, hep aynı hüzün çöküyordu yüreğine. Aklında hep aynı isim. Belki de bininci kez aynı soruyu sordu kendine: Neden?
-İşte şimdi yine başlıyoruz. Tanrım!-
Umut etmeyi bırakırsa, onu unutmaktan ölesiye korkuyordu. Sanki birileri ondan anılarını çalacakmışcasına. Ama bir yandan da gerçeğin farkındaydı. O, çoktan gitmişti. Jane'in yakarışlarına aldırmadan. Jane hiç var olmamışcasına hayatına devam ediyordu. Hatta geçmişte olduğundan bile daha mutlu olarak.
Öte yandan Jane, kafasının içindeki sesleri susturabilmek için her şeyini verebilirdi. Bazı zamanlarda aklını kaçıracak gibi oluyordu. Bunun için Tanrı'ya her gün yalvarıyordu adeta.
Umut, onu içten içe kemiren bir kurttan farksızdı. Her gün, her dakika daha da yiyip bitiren.
Ve bir mucize olmadan da duracak gibi değildi.

1 yorum:

  1. "tam o sırada.." diye devam ederdim de şu son paragraftan evvel, oradan sonra duygusala bağlamış Jane abla, ya da zaten hep duygusaldı Jane abla

    YanıtlaSil