9 Ekim 2011 Pazar

Gölgeler

Hızlı hızlı soluklanarak düşünmeye çalışıyordu. Fazla zamanı yoktu fakat elinden ne gelirdi ki? Ama bir şeyler yapmak zorundaydı, kendini buna mecbur hissediyordu. Odanın içinde bir ileri bir geri gidiyor, gözünü karşı pencereden ayıramıyordu. 
"Birazdan polisler gelecek, başımı belaya sokmanın anlamı yok." diye geçirdi içinden Valentinus. Ama o kanlar içinde yatanın yerinde ya Winter olsaydı? Bu korkunç düşünceyi hemen aklından savuşturdu. İçinde cesedin yanına gitmek gibi delice bir istek uyandı. Kalp atışları hızlandı, yüreğinin sesinin bir anda şehri gürültüsünü bastıracak gibi hissetti adam. Daraldı, boğulacak gibi oldu. Bir hışımla banyoya attı kendini. Soğuk su yüzüne çarptıkça boğazını sıkan görünmez el gevşedi. Kalp atışları normale döndü. Şimdi daha sağlıklı düşünebiliyordu. Beyninin girdaplarında dolanıyor, alternatif bir yol arıyordu kendine.
"Sevgilim!" Bu Winter'ın sesiydi. Birden irkildi. Sesini normalleştirmeye çalıştı.
"Buradayım hayatım!"
Winter yüzünde geniş bir gülümsemeyle sevdiği adama baktı. O da aynı şekilde karşılık verdi. Yüzünün solgunluğundan şüphe eden kadın sordu, "Valentinus, neyin var?"
Derin bir sessizlik... Gözlerini yine karşı pencereye dikti. Winter merakla o yöne baktı. Valentinus bu sefer aynı duyguları paylaşmak istercesine kadına bakıyordu. O ise bir eliyle ağzını kapatarak korkmuş ve şaşırmış gözlerle cesede odaklanmıştı.
Bir süre tek kelime etmeden öylece durdular. Caddeden geçen arabaların güçlü farları soluk yüzlerini yalayıp geçiyor, onlara hastalıklı bir görünüm veriyordu. 
Ne zamana kadar öyle kaldıklarını bilmiyorlardı. Telaşlı bir ambulans sireni odanın sessizliğini deldi geçti. Sonra polis arabaları... Winter ona dönmeden sordu:
"Ne yapacağız?"
Bu soru beyninde ışıklı bir tabela gibi yanıp sönmeye başladı. Bilmiyordu. Hiçbir şey bilmiyordu! Cesareti olsaydı sindiği yerden kadının can çekişmesine seyirci kalmazdı elbette. Bu kelimeden efret ediyordu: Çaresizlik.
"Şu anda yapabileceğimiz tek şey, beklemek. Yeniden oraya dönmek istemiyorum hayatım. İşlemediğim bir suç için ikinci kez cehennemi görmeye katlanamam. Bu sonum olur."
Anlıyordu genç kadın. Az mı acı çekmişlerdi bu olaydan ötürü? İki sene önce mükemmel bir yılbaşı gecesi sonrası sokak arasındaki bir dilencinin, adamın elindeki şarabı almak için defalarca bıçağı karnına saplayışı... Bıçağın yere düşerken çıkardığı metalik ses... Katilin kaçarken Winter'la göz göze gelişi... Ağır kan kokusu... Devriye gezen polis arabasının apar topar yanlarına gelip ikisini tutuklayışı... Mahkeme, hapis cezası, mimlenmiş, daha hayatının başında olan bir adam ve dökülen gözyaşları. Nasıl unutabilirdi ki bunları? Valentinus'un dayanacak gücü kalmamıştı, peki ya onun? İki sene boyunca hergün ölüp ölüp dirilmişti. O korkunç gece kabuslarına giriyor, adamın buz gibi bakışlarını beyninden silip atamıyordu. 
Yavaşça ayağa kalktı, ellerini adamın yüzünde gezdirdi. Güç vermek istercesine gülümsemeye çalıştı.
"Bu olayı ne gördük, ne de duyduk. Seni tekrar kaybedemem, anlıyor musun beni?"
Yutkundu, kendini zorlayarak başını salladı. Karşısındaki muhteşem güzelliğe baktı. Bir daha onu göremeyecek olmak ...
"Uzaklaşalım buradan. Bu çaresizlik beynimi kemirmeden gidelim!"
Eleleydiler şimdi. Bu sefer başını sallayan Winter oldu. Gözünden bir damla yaş düştü. Elinin tersiyle sildi.
"Gidelim."
Şimdi ikisi de beyinlerini sarıp sarmalayan karanlığın içindeki sızan ışıktan yeni hayatlarını resmetmeye çalışıyorlardı. Geçmişi değiştiremeyeceklerini bile bile !..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder