28 Şubat 2011 Pazartesi
Hikaye Denemeleri -son-
Anna, bir kan gölünün ortasında yatıyordu. Çevredekilerin hızlı müdahalesi sayesinde hayatta kalabilmişti. Bölgedeki en yakın kliniğe götürüldü. Çok fazla kan kaybı vardı. Ne yazık ki kan grubu çok nadir bulunabilen 0 Rh (-) di. Uzun aramalar sonucunda nihayet kendi grubundan kan bulunabildi ve Anna zaman kaybettirilmeden ameliyata alındı.
Ameliyat başarılı geçmişti. Genç kadın yeniden hayata döndürüldü. Ancak durumunda bir tuhaflık söz konusuydu. Fiziksel olarak beyninde herhangi bir sorun gözükmese de geçici bir unutkanlık söz konusuydu ve bu beklenen bir şey değildi. Hastanın yanına kimse gelmediğine göre Austen için onu burada tutmaktan başka çare yoktu.
O sırada kliniğe Josh getirildi ve acilen bir şeyler yapılması gerekiyordu. Durumu çok ağırdı. Josh'un annesi Bayan Ryder duvarın dibine çökmüş giden sedyede oğluna bakıyordu çaresizce. Belki de bininci kez kendine lanetler yağdırıyordu içinden. Onun yerinde kendisinin olmasını diledi kaç kere.
Doktorlar Maggie Ryder'dan gözlerini kaçırıyor, onun sorularını yanıtsız bırakıyorlardı.
Bir hafta sonra Anna'nın zihni yeniden açıldı ve yavaş yavaş her şeyi hatırlamaya başladı. Berry Austen, Maggie ile şeytani bir plan kurmuş, Anna Carter'ın kendi rızası adı altında organ bağışı belgesi imzalatmışlardı. Yalnız Carter'ın imzaladığı sandığı şey, çıkış belgesiydi.
Berry onu bir haftadır oyalıyor ve türlü bahanelerle klinikte kalmasına ikna ediyordu. Hastalığının daha geçmediğini ve kocasıyla irtibata geçtiği yalanıyla kadını bir hafta kadar oyaladı. Ama içten içe de rahatsızdı. Bu olay, başlı başına cinayet demekti.
Bir haftanın sonunda Anna cesaretini toplayıp doktorla konuşmaya gittiğinde işte o zaman gerçeği öğrendi. Hayır, buna müsaade edemezdi. Bu tutsaklıktan bir an önce kurtulmalıydı. Ölüme bu kadar yaklaşmış olamazdı. Ciğerlerine derin bir nefes çekti ve konuşmaya başladı:
-Joshua'yla iki senedir evliyim fakat son zamanlarda ondan bir haber alamıyorum. Ailem ise uzakta, küçük bir kasabada yaşıyor. Durdu ve devam etti.
-Bunu nasıl yapabildiniz?
Doktor sorudan etkilenmemiş gibiydi. Zor bir matematik problemiyle uğraşan profesör edasıyla baş ve işaret parmaklarını çenesine dayamış, odanın içinde geziniyordu. Birden çözümü bulmuş gibi atıldı.
-Kaçmana yardım edeceğim. Bayan Ryder oğlunu her gün ziyerete geliyor ve bir yandan da senin durumunla ilgili bilgiler alıyor. Kadın çaresiz ama ... bunu daha fazla devam ettiremeyeceğim.
Anna'nın gözleri sevinçle parladı. Uzun zamandan sonra ilk defa gülümsüyordu. Doktor ekledi.
-Yalnız bir şey var Bayan Carter. Bu klinikten çıktıktan sonra izini kaybettirmelisin. Maggie büyük ihtimalle peşine düşecek hatta seni bulduğunda nakil için sana yalvaracaktır. Bu yüzden çok dikkatli olmalısın.
O akşam bir plan yaptılar. Doktor günah çıkarmak istercesine Anna'dan özür diledi ve iyi şanslar dileyerek evinin yolunu tuttu.
Plan basitti. Ortalık sakinleştiğinde Carter temizlikçi kılığına girecek ve bu lanet hapishaneden kurtulacaktı. Geceye kadar zor sabretti.
Josh'un annesi, Austen'in o gün erken çıktığını öğrenince telaşlandı ve refakatçi olarak oğlunun yanında kalmaya karar verdi. Bir şeyler ters gidiyordu bunu sezinlemişti.
Gece yarısı oldu ve Anna temizlik görevlilerinin giydiği elbiselerden bir tanesini üstüne geçirdi. Sakin adımlarla odaların yanından geçerek çıkışa yürümeye devam etti. Birden odaların birinde Josh'u gördü ve onu hemen tanıdı. Çocuk gerçekten kötü durumdaydı. O'nun kurtulması için dua ederek odadan koşarak çıktı.
O uzaklaşırken, annesi Josh'un odasına girmek üzereydi. Ertesi gün doktorla konuşmak için sabırsızlanıyordu.
Anna, kapıdan dışarı adımını attı ve artık yalnızdı. Ancak bu özgürlük duygusu hiçbir şeye benzemiyordu. İçindeki kasvetli hava bir anda yok oluvermişti. Sessiz bir teşekkür gönderdi içinden doktora.
Bulduğu ilk taksiye atladı ve bundan sonra olacakları ancak Tanrı bilirdi.
Bulduğu ilk taksiye atladı ve bundan sonra olacakları ancak Tanrı bilirdi.
27 Şubat 2011 Pazar
Hikaye Denemeleri -devam-
-Sana bir kaç soru soracağım.
Anna bıkkınlıkla cevap verdi. Gücü kalmamıştı.
-Pekala.
-Öncelikle şunu öğrenmek istiyorum. Kocan nerede?
-Başkasıyla yaşıyor.
-Ne zamandan beri?
Soru karşısında şaşırmıştı. Kızarmış gözleriyle doktora baktı.
-Sanırım... altı aydır.
Bir anda doktorun kafasının içindekileri gördü sanki.
-Beni bir tek onun alacağını mı düşünüyorsun?
-Sanırım, evet.
Aslında bilmiyordu. Belki ölüydü, belki de gerçekten düşündüğü gibiydi. Altı aydır Joshua'dan haber alamamıştı. Tek bildiği iş için Avrupa'ya gittiğiydi.
İlk zamanlar sık olmasa da birbirlerini arıyorlardı. Anna onu ne kadar özlediğini ve ne zaman geleceğini sorduğunda Joshua işlerin yoğun olduğunu ve yakın zamanda bunun mümkün olmadığını söylüyordu. Her seferinde de telefonu bir telaşla kapatıyordu.
Daha sonra telefon konuşmaları seyrekleşti ve artık kocasının telefondaki sesi sanki tamamen bir yabancıya aitti. Her seferinde telaşla kapanan telefonun meşgul tonu her şeyi anlamasına yetmişti. Artık uzatmanın bir anlamı yoktu onun için.
Günler böylece geçip gidiyordu. Ta ki elleri dolu olarak marketten eve döndüğü gün kendini bir hırsız - polis kovalamacasının tam ortasında bulana kadar. Herkes gibi saklanacak yer ararken poşetler yerlere saçıldı. Mermi, kalbinin biraz üzerine isabet etmişti. Bilinci kaybolmadan önce tek düşündüğü, bir an önce Joshua'nın bunlardan haberdar olmasıydı.
-devamı gelecek-
Anna bıkkınlıkla cevap verdi. Gücü kalmamıştı.
-Pekala.
-Öncelikle şunu öğrenmek istiyorum. Kocan nerede?
-Başkasıyla yaşıyor.
-Ne zamandan beri?
Soru karşısında şaşırmıştı. Kızarmış gözleriyle doktora baktı.
-Sanırım... altı aydır.
Bir anda doktorun kafasının içindekileri gördü sanki.
-Beni bir tek onun alacağını mı düşünüyorsun?
-Sanırım, evet.
Aslında bilmiyordu. Belki ölüydü, belki de gerçekten düşündüğü gibiydi. Altı aydır Joshua'dan haber alamamıştı. Tek bildiği iş için Avrupa'ya gittiğiydi.
İlk zamanlar sık olmasa da birbirlerini arıyorlardı. Anna onu ne kadar özlediğini ve ne zaman geleceğini sorduğunda Joshua işlerin yoğun olduğunu ve yakın zamanda bunun mümkün olmadığını söylüyordu. Her seferinde de telefonu bir telaşla kapatıyordu.
Daha sonra telefon konuşmaları seyrekleşti ve artık kocasının telefondaki sesi sanki tamamen bir yabancıya aitti. Her seferinde telaşla kapanan telefonun meşgul tonu her şeyi anlamasına yetmişti. Artık uzatmanın bir anlamı yoktu onun için.
Günler böylece geçip gidiyordu. Ta ki elleri dolu olarak marketten eve döndüğü gün kendini bir hırsız - polis kovalamacasının tam ortasında bulana kadar. Herkes gibi saklanacak yer ararken poşetler yerlere saçıldı. Mermi, kalbinin biraz üzerine isabet etmişti. Bilinci kaybolmadan önce tek düşündüğü, bir an önce Joshua'nın bunlardan haberdar olmasıydı.
-devamı gelecek-
24 Şubat 2011 Perşembe
Havadandır havadan!
Efendim biliyorsunuz ki okullar açıldı, dersler başladı. Neredeyse hiçbirimiz bu durumdan memnun olmamakla beraber havaların da kötü gitmesi sebebiyle (Evet! Bu üslupta yazmaya devam) işler daha kesat bir hal almaya başladı. Öğrenci mantığımızla "Nasıl olsa ilk hafta dersler olmaz gitmesem de olur" düşüncesindeyiz. Kendimize göre haklıyız da. Şahsen benim bu soğuk havalarda içim kararıyor tabii soğuk havaları seven kişiler de vardır onlar da insandır, saygı duyarım.
Bunu yazmamın asıl sebebi kendi kendimi telkin etmekten başka bir şey değil. Çok ahım şahım bir yerde okumuyorum ve okula gitmek bazen gerçekten işkence oluyor. Tabii ki tek dileğim, bu dönem derslerin cezbedici olması.
O yüzden kuru avuntu olarak havaları bahane ettim ve sizden de bana destek çıkmanızı ve yalnız olmadığımı hissettirmenizi rica ediyorum sevgili okurlar. Mektup kıvamında da olsa acımayacağım sonuna teşekkürü yapıştıracağım.
Sevgiler.
Bunu yazmamın asıl sebebi kendi kendimi telkin etmekten başka bir şey değil. Çok ahım şahım bir yerde okumuyorum ve okula gitmek bazen gerçekten işkence oluyor. Tabii ki tek dileğim, bu dönem derslerin cezbedici olması.
O yüzden kuru avuntu olarak havaları bahane ettim ve sizden de bana destek çıkmanızı ve yalnız olmadığımı hissettirmenizi rica ediyorum sevgili okurlar. Mektup kıvamında da olsa acımayacağım sonuna teşekkürü yapıştıracağım.
Sevgiler.
16 Şubat 2011 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)